Zihinsel Pazarlama (Neuro Marketing) araştırmalarına göre bazı marka ve ürünleri hakkında mantıklı açıklama yapan tüketicilerin beyninde sevgi ışıkları yanıyor. Sevgiden dolayı o markayı tercih ettiklerinin de çoğu zaman farkında değildirler. Çoğu zaman bilinçli olan neo-korteksin mantıklı açıklamalarına inanıp, sevgilerinin sebeplerini bu nesnel özellikler olduğuna kendileri de inanırlar.
Bazı markalar tüketicilerin bu sevgilerini yakalmış durumda gibi duruyor, bu da onlara büyük bir avantaj sağlıyor.
Apple, Coca-Cola, Lacoste, Adidas ve Google gibi…
Tüketiciler bu markalara sevgi ile bağlı oldukları kadar, bu markaların avukatlıklarını da yapıyorlar.
Peki sevmediğimiz markalar? Tekel konumlarından dolayı kullanmak durumunda kaldığımız markalar…
Tekel içkileri, yerli sigaralar, şanzımanlı çamaşır makinesi, kuş serisi arabalar… Bunları severek mi aldık? Severek mi kullandık?
Sevilmeyen markaların Pazar payı düşük mü? Veya düşüyor mu?
Bu markalar sevilmese bile satış yapıyorsa, bunun sebebi ne olabilir:
Uygun fiyat, yaygınlık, kolay kullanım, yaygın satış sonrası servis, tekel durumu vs.
Düşük fiyatlı indirim marketlerinin düşeceği tehlike fiyat rekabetinden dolayı yapılan düşük marjlar ve dolayısıyla düşen hizmet kalitesi, ilgisizlik ve sağlıksız teşhir düzeni…
Marka sevgisine hiç ilgi göstermeyen markaların yüzleşmesi gereken ikinci tehlike rakip geldiği zaman marka bağlılığının sıfır olması.
Bu da mevcut pazar payını kolayca kaybedebileceğini gösterir.
Bir markanın sadece tüketici tarafından sevilmesi de yetmez. Bu ürünü satan kişi ve kuruluşların da markaya sıcak olması gerekir ki tüm çarklar doğru ilerlesin. Sevgi bulaşıcıdır, yolda giderken etkisini artırmak önemlidir.
Ericsson, Nokia, Sony gibi bir zamanların Pazarda hakim durumda olan markalar, satış kanallarında mı, tüketiciye kendilerini sevdirme konusunda mı hata yaptılar?
Kısa vadede ürün ve fiyat oyunda galip gelebilir ancak uzun vadede galip gelmek için markanızın daha fazla sevilmesi ve bunun arkasını destekleyecek sebepleri yaratılması ve korunması gerekiyor. Bu da duygusal beyne hitap edecek bir iletişim ve bunu destekleyen ürün ve hizmetle mümkün olabilir.
Sadece marka ifşası (Branding) markanın sevilmesini sağlamayacaktır. Bu bilinirlik ve aşinalık açısından önemlidir ama yeterli değildir.
Farklı bir özelliğiniz ile konumlanmalı (zihin farklı olanı algılar) ve konumu müşterilerin bilinçaltına, -mantığın hışmına uğramadan- vermelisiniz.
Markanın kendi hizmet ve ürünü ile ilgili Sosyal Sorumluluk Projelerinde reklamı abartmadan yer alması bunu destekleyecektir.
Ürün, mağaza, kutu, ambalaj tasarımı ve kişiye katacak prestij de marka sevgisini etkileyen faktörler arasındadır.
Tüm bu faaliyetleri yaparken gerçek sevgi kıvılcımlarını Zihinsel Pazarlama yöntemleri ile ölçülmesi Yatırım Geri Dönüşü hesaplarında ve doğru işlerin yapılıyor olmasında size şahitlik edecektir.


“BEYNİNİ OKUYAN ADAM”