DUFF mı? O da ne? DUFF’ın anlamı “Ayarlanmış Çirkin Şişman Arkadaş” (Designated Ugly Fat Friend). Peki kim neden ve nasıl ayarlıyor bu arkadaşı?
Hatırlayacağınız gibi insan zihni karşılaştırma yaparak anlayabilen bir yapıya sahip. Öğrenme süreci de zıtlıklar ve ayrımlar üzerine kurulu. Kısa – uzun, tanıdıklar ve yabancılar gibi…
Kısaca DUFF, özellikle okul çağlarında daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor ve ilerleyen yaşlarda daha gizleniyor veya kayboluyor. Hani okulun güzel kızlarının yanında onlar kadar güzel olmayan bir kız daha vardır ya; işte ona DUFF deniyor. Bu kişi diğerlerini göreceli olarak daha güzel gösteriyor.
İşte The DUFF filmi bu konuyu esprili ve romantik bir şekilde ele almış. Filmde fazla üzerinde durulmayan konu ise DUFF’ın işe yaraması için size belli özelliklerde benzemesi gerekiyor ki, nispeten güzel olanın özellikleri daha belirgin olsun.
Önemli soru şu: güzel arkadaşlar bu DUFF diye tabir edilen kişileri bilerek mi belirliyor? Aslında cevap hayır ve ortada kişisel bir durum yok. Mağaralarda yaşayan atalarımızın beyinleri bizimkilerden pek farklı değildi. O zamanları gözünüzün önüne getirirseniz en önemli amaç korunmak ve üremek. Mağarada üremek için bekleyen kadınlar ırkın devamını sağlamak amacı ile kendilerini beğendirmek durumundaydı. Bu da kadınlar arasında rekabeti tetikleyen bir durumdu. Çok büyük bir ihtimal içgüdüsel olarak bize benzeyen ama bizim biraz daha güzel kalacağımız kişilerle arkadaşlık etme eğiliminde oluyoruz. Bu doğal seleksiyon gibi bir durum.
Kadınlarda rekabetten dolayı erkeklere göre daha fazla ortaya çıkan bir durum olmakla beraber, zihinle özdeşleşmeniz devam ettikçe bu durum cinsiyet ve yaş fark etmeksizin artabilir. Kendinden biraz daha fakir biri ile evlenip, kendinden biraz daha az kazanan insanlarla çalışıp, kendinden daha kötü oynayanlar maç yapmaya kadar gider işin sonu…
Bu ürünler için de geçerlidir. Aslında hiç satmayı hedeflemediğiniz giriş seviyesi ve özellikleri asgari düzeyde bir ürün DUFF rolü oynayacaktır. Bunun yanında güzelleştirilmiş ürün tüketicilere daha cazip görünür.
Zihin referans noktası arar.
Ancak zihnin ötesine geçtiğimizde bu koşullardan bağımsızlaşabiliriz. İnsanın zihin ve beden olmadığını, ergenlikle üreme ve beğenilme arzusunun temelinde üreme içgüdüsü yattığını ancak o zaman görürüz. Bu için zihinle mücadele etmek yerine onu gözlemlememiz ve sakinleşmesini beklemememiz yeterli olacaktır.

“BEYNİNİ OKUYAN ADAM”