
Beynimiz sol tarafı sağ yanımızı kontrol ederken, sağ beyin sol beynimizi kontrol eder. Tüm araştırmalar gösterir ki sol beyin; mantık, anlamlandırma, yazı, dil, planlama, hesaplama, araç gereç kullanımı gibi fonksiyonlardan sorumludur. Sağ beyin ise, duygular, sanat, beden dili, görselleştirme, müzik, hayal gücü gibi daha soyut kavramlardan sorumludur.
Oysa tüm bu fonksiyon veya kavramlar hayatımızın her alanında karşımıza çıkabilir. Sağ ve sol beyni birbirine bağlayan Corpus Callosum isimli parça sanki aralarında bir köprüdür. Sağ ve sol kısa devre yaptığında nadiren de olsa bu parçayı almak zorunda kalabilirsiniz. Öyle bir durumda ne olur. Aşağıdaki videoda da göreceğiniz gibi, kişinin içinde sanki iki ayrı beyin vardır: Sağ gözün gördüğünü sol el çizer, sol gözün gördüğünü sağ el çizer. Birbirinden bağımsız bir şekilde! İş bununla da bitmez; deneğin sol gözüne kelimeler gösterilir. Kişi gördüğünü söyle. Sağ göze kelime gösterilir (videodaki örnekte ‘telefon’ kelimesi), denek hiç bir şey göremediğini söyler. Sağ beynin dil yeteneği yoktur. Göremediği kelimeyi çizmesini istediklerinde, kağıda bir telefon resmi çizer!
Bu son derece ilginç deneyde fark edebiliriz ki, sanki kişinin içinde iki ayrı beyin vardır. Corpus Callosum kesildiğinde bu çok nettir. Öte yandan sağlıklı insanlarda beyin nasıl çalışır? Sağ mı sol mu devrededir? Kendini mantıklı olarak tanımlayan biri her zaman sol beyni ile mi hareket eder? Peki ya bir tehdit karşısında sürüngen beyni devreye girmez mi? Peki ya çok üzücü bir durum karşısında duygulanmaz mı? Genellikle de hayat planında ailemiz, toplum bizden mantıklı olmamızı bekler. Bu sisteme uyum sağlamanın da önemli bir yoludur. Belki de sırf bu yüzden solakların oranı azalmıştır. Lakin solak olan kişilerin sağ beyinleri daha baskındır. Solak doğanlar ise sağ ellerini de kullanmayı ve rasyonel olmayı öğrenirler veya buna zorlanırlar. Oran yarı yarıya olması gerekirken, solakların oranı %10’un altındadır.
İster solak olalım, ister sağlak, ne olursa olsun beyinde bir çok karar merci vardır. İş hayatındaki kararlarımız da buna tabidir. Bir yandan bizimle yıllardır güven içinde çalıştığımız iş ortağımıza üzülürken, bir yandan mantığımız devreye girerek onu oyun dışı bırakmamız gerekebilir. Bunun gibi tüm çelişkiler, ikilemler zihinden kaynaklanır. Kendi içimizdeki çelişkileri ise dışarıdaki hayatımıza yansıtırız. İş hayatımıza, özel hayatımıza ve en sonunda sağlığımıza…
Bize öğretilen rekabet dolu eğitim hayatından sonra benzer bir ortama; iş hayatına atılırız. İç dünyamızdaki çelişkilerin yansıması ile karşılaşırız. Kendimizi adamamızı bekleyen bir iş vardır. Şirket ise kendini çalışanlara adamaz, müşterilerine bile adamaz. Takım oyuncusu olmamız beklenir, ardından takımdaki diğer arkadaşlar ile sürekli karşılaştırılırız. Dürüstlük şirket ilkesidir, ancak devamlı yalan söylemek veya bilgi saklamak zorunda kalırız.
Kimdir, nedir bu içimizdeki çelişki? Zihinde bu kadar farklı merkez varsa, bize bir anda tatlıları yedirten bir davranış kalıbının kurbanıysak, gerçekte kim karar veriyor? Sağ beyin mi? Sol beyin mi? Biz beyin miyiz? Beyinsek yeni olan, yaratıcı olan kim? İşte bu anda devreye zihni gözlemleme devreye giriyor. Bir şeyi gözlemleyebiliyorsak, demek ki biz o şey değiliz. Öyleyse sürücü koltuğundaki zihni biz kontrol edebiliriz. Dilersek sağ tarafı, dilersek sol tarafı kullanabiliriz. İşte bu bize iş dünyasındaki yeni eğilimler için avantaj sağlar:
Yenilikçilik, Yaratıcılık, Deneyim, Dönüşüm, İş Birliği…

Rekabet bazlı işler, sadece maliyetlere ve satışa baskı yaparken bir kısır döngü oluşturur. Kısır döngüden çıkış ise özgün deneyim ve dönüşüm yaşatmaktan geçer. Böyle bir şirket kültürü için sağ ve sol beynini kullanabilen, güvene dayalı ilişkilerin kurulduğu bir ekip gerekir. Bu ekip zihnindeki tüm özdeşlemelerden özgür, gerektiğinde zihninin sessiz kalmasına izin verebilen ve dolayısıyla sezgisel bireylerden oluşur.
İlk içimizdeki bir çok sesi oluşturan zihni gözlemek ve durumun farkına varmaktır. İşlem zihnin sessizleşmesine ve sürücü koltuğundan kalkması ile devam eder. Ta ki gözlemci de kalmayana kadar. Her şey yumuşak bir şekilde akmaya başlar. Bu ortam yaratıcılık ve güven için elverişli koşulları sağlar.
“BEYNİNİ OKUYAN ADAM”